ZEYTİN PERİSİ BLOG

Keyfi Hak Etmek Gerek 02.02.2015
Gerçekten soba başında kestane, dostlar, çay ve fırında taze patates. Hepsi bir arada. Masa başında da dostunuz, dostlarınız var ise. Evet o zaman doğru zamanda doğru yerde doğru kişiler ile birlikteyim diyorum. Köyde hayat şehirdeki gibi geçmiyor. 

Şehirde sabah kalk, giyin, süslen, hazırlan, işe gitmek için saatlerce yol katet. İşyerinde masa başında, dışarıda, okulda ders yapar gibi işini yap. Öğle yemeği arası gelince 1 saatlik dinlenme için sevin, sonra gene iş başına dön, saat 16 dan sonra daha kısa aralıklarla saate bak, mesai bitimini dört gözle bekle, mesai bitince o kalabalıkta koşa koşa evin yolunu tut. Yolda eve erzak al, kan ter içinde eve gir, mutfağa koş tencereye yemek koy, çamaşır makinasına çamaşır at, yıkanmış çamaşırları as, sofra kur, kocanı bekle (tabi ben kadın tarafından erkeklerin de hayatı buna benzer) yemeğe otur, yemek sırasında günlük yaşantını paylaş, tartış, küs, barış, sofrayı topla, bulaşıkları hallet, salona geç, televizyona hapsol, uyukla, kocanın uyandırması ile birlikte yatağa gir, iyi geceler de eşine, arkanı dön ve uyu. Bir de çocuk faktörü eklenince o yatağa akşam  baygın yatıyorsun.Bitti. 24 saat bitti. Ne yaptım bu 24 saat içinde kendim için diye hiç soruyor musun?

Bir de sana köydeki hayatımı anlatayım mı?

Ben yukarıdaki hayatı yaşadım. Şimdi çocuğumu büyüttüm, işi az çok hallettim ve köyde kendime yeni bir hayat kurma hayallerimi gerçekleştirmeye çalışıyorum.




Saat sabah 6.30-7.00 gibi kalkıp pembe peluş sabahlığımı ve lastik çizmelerimi giyip tüm köpeklerimi dışarıya çıkarıyorum (10 tane şaka değil). Dönüşte geceden hazırlamış olduğum kahve makinamın düğmesine basıp, 2 bardak sıcak suyumu içip, 10 köpek için mama taslarını hazırlıyorum. Avluda mamalarını veriyorum. Bu arada kahvem mutfağımı mis gibi kokuturken camımın önünde mama bekleyen Bay Kedi ve arkadaşlarına mama veriyorum ve nihayet komşum Sami’den taze taze aldığım ve kaynatmış olduğum yağlı mı yağlı sütümü ısıtıp o mis gibi kahveme ekliyorum.  Kocaman kahve fincanıma koyuyorum ve alıp dışarıya çıkıp mutfağımın önündeki bankıma oturup köpekleri seyrediyorum. Bazen dövüşüyorlar bazen oynuyorlar çoğu zaman dibime sokulup okşamamı bekliyorlar.  Saat oldu 08.00-08.30. Kahveden sonra tüm bulaşıklar hallediliyor,  kuzinedeki ve sobamdaki kül kovaları boşaltılıyor, içine kömür,  odun ve kozalak koyuluyor geceye hazır hale geliyor. Sobayı gündüzleri lüzumsuz diye pek yakmam.



Sonra bahçedeki, varsa köpeklerimin pisliklerini toplayıp hala üstümde duran pembe sabahlığımla ve lastik çizmelerimle evden çıkıp sokağımın başındaki çöp konteynırına gidip çöpümü atıyorum. Yolda köylü bir teyzemi görünce ayak üstü laflıyoruz ve ben tekrar eve dönüyorum. (Kesin bana deli diyorlardır bu kıyafetimle). Eve girip gün için hazırlanıyorum. Havanın soğuk ve sıcak olmasına bağlı olarak kalın veya ince bir şalvar çekiyorum üstüme, uygun t-shirt, kazak ve kafama yazmamı da bağladım mı hazırım. Ya bahçede çalışıyorum, ya da atölyeye gidip bir marangozluk işine giriyorum. Ya da çok daha kalın giyinip zeytin toplamaya yola çıkıyorum. Emin olun saat 12 oluncaya kadar saate bakmaya vaktim olmuyor.


Karnım acıkınca anlıyorum öğlen olmuş. İnanılmayacak lezzetli İzmir tulum, beyaz peynir, bal, annemin reçelleri ve kendim pişirdiğim ekmeklerden şöyle güzel bir öğle yemeği oluşturuyorum. Fırsatım olunca da kuzine tepsisine patates dilimleyip, sarmısak, soğan ilave edip üstüne kendim topladığım zeytinlerden sıktırdığım Zeytin Perisi zeytinyağını bolca gezdirip bir de kendi pul biberimi ekleyip daha ısıtılmamış kuzinemin fırın kısmına yerleştiriyorum. Akşama kuzinemi yakınca yemeğim kendi kendine pişiyor, kızarıyor etrafı mis gibi kokutuyor.




Yemek sonrası işe bıraktığım yerden devam. Tabi köpeklerle de ilgileniyorum dışarıya çıkarıp onlarla oynuyorum. Daha çok onlar benimle oynuyor :) akşam işimin bittiğini havanın kararmasından ve soğumasından anlıyorum. Eve gitme zamanı diyorum ve yola koyuluyorum. Köpekleri tekrar dışarıya çıkar, 10 tane mama tası hazırla, sobaları yak, elini yüzünü yıka, üstünü değiştir, temiz sıcacık bir şalvar giy, mutfağa gir çay suyunu sobaya koy. Kestaneleri ılık suya koyup diplerini kesip hazırla yemekten sonra sobaya yerleştirmek için. Kapı çalıyor komşum Meral geliyor "Mehtapcım ben geldim" diyor. Ona da hemen bir tabak hazırlanıyor o arada fırındaki patateslerden mis gibi bir koku etrafa yayılıyor. Bazen ustam Necdet Usta uğruyor iş görüşmek için, ona da bir tabak koyuluyor, bazen Ayşe geliyor, bana işlerimde yardım eder kendisi, o da katılıyor. Ne güzel masamız doluyor.  Bereketli oluyor.


Kendi yapmış olduğumuz yoğurttan da kaselere doldurup patatesi fırından çıkarıp dostlarımla laflayarak afiyetle yiyoruz. Çay da  o arada o sımsıcak mutfakta, dumanı tüten o güzel emaye çaydanlıkta demlenmiş oluyor. Kestanelerde sıralanıyor sobanın sütüne. Keyif bizde.
Saat oldu 18.00- 19.00 nasıl geçti kimse anlamıyor. Bir sürü iş sığdırdık bu birkaç saate. Huzur, mutluluk, yorgunluk azıcık miskinlik. Hayat bu olmalı. Hem ürettim, hem verdim, hem aldım.

Doğru yerdeyim, doğru insanlar, doğru zaman. Ben şimdi tüm bu güzellikleri hak etmedim mi? 
Tüm yazılara geri dön Paylaş
© Copyright 2014 Zeytin Perisi. Tüm hakları saklıdır.
Kredi kartı bilgileriniz 128 Bit SSL sertifikası ile korunmaktadır ve kaydedilmemektedir.
Cards
GÖNDER